Hürser Tekinoktay                            28 Temmuz 2005


Kinder Sürpriz Yumurta!

Önceki salı sabahı Radiosport'un programına davetli idim.

Radiosport, geçtiğimiz Nisan Ayında Sadettin Saran'ın sahibi olduğu Saran Group tarafından TMSF den satın alındı.
Süpersport'un Genel yayın Yönetmeni İlhan Uzundurukan ve ekibini transfer ederek Mayıs ayında test yayınına başlayan Radiosport'un yeni ve renkli çehresi ile Türk Sporuna katkıları mutlaka olacaktır. Programın yapımcıları Fenerbahçe'nin eski yönetim kurulu üyesi ve başarılı iş adamı Hulusi Belgü ile yine Fenerbahçe camiasının tanınmış isimlerinden Ata Kerim Cansever'di.
Futbol sohbetleri içinde geçen programın asıl konusu Beşiktaş idi.

Özellikle Beşiktaş ile ilgili konulara bir iki programın yetmeyeceği bir gerçek.
Biz programda futbol, Ailton ve transferleri konuştuk ama konuşmadıklarımız aslında daha vahimdi.

1995–1996 sezonundan bu yana tam 10 lig maratonu yaşanmış ve bu sezon 11. sine başlanılmakta. Bu dönemde Beşiktaş sadece 1 kez şampiyonluk yaşamıştır.

1999 Yılında 12,6 milyon Euro borç ile görevi; Ahmet Dursun, Seba Gitsin diyerek bırakan Süleyman Seba şimdi o gün o çığlıkları atanlar tarafından methiyeler ve pankartlar ile anılmaktadır.

Sadece methiyeler ne doğurur, bilinmez ama Beşiktaş'ın geleceğinin de parlak olmadığı aşikârdır.

2000 Yılından beri girilen borçlanmanın hızlanması son derece vahimdir.
2002 yılında Futbol A.Ş.' nin % 15'lik bir kısmının birim fiyatı 57.500 TL'den halka arz edilerek 16 Trilyon gibi bir kaynak ile kapatılarak borçlanma durdurulmuş gibi gözükmüştü!

Ama asıl gerçek borçlanma hızla büyümekte idi.

Özellikle Bankalardan ve Beşiktaşlı olduğu hikâyesi ile 3. kişilerden alınan kredi borçları bu kötü gidişatın temeli.

1999–2004 döneminde Beşiktaş Kulübünün döviz bazında sadece bankalardan(!) aldığı kredilerdeki artış % 409 oranındadır.

Önceki dönem halka arz ile kısa ve anlık nefes alınmıştır.

Şimdi Süleyman Seba'nın başlattığı Fulya projesi ile yaratılan kaynak günün dönmesi için umut olmuştur. Ancak acı olan gerçek sürekli cepten yiyen öz kaynakları tüketen bilinçsiz politikadır(!).Çalışıp üretmeden, sürekli borçlanmak halkın takımı diye addedilmiş Beşiktaş için nasıl bir anlayıştır?

İşin ticari boyutunun yanında 2000–2005 Yılları arasında alt yapıdan1 tane bile futbolcu Türk Futboluna kazandırılamamıştır.
Üstelik bilerek ya da bilmeyerek, üzülerek ya da zevk alarak gençlerin ve Türk Futbolunun istikbali ile oynamaktadır.
Bu da Öz kaynak tüketiminin sosyal olan bir diğer tarafı değil midir?

.

Yapılacak sponsorluk anlaşması ile elde edilecek gelir sonraki yönetimlerin 2010 yılına kadar oluşan kaynaklarının şimdiden kullanılmasıdır.

Sponsor için bir dert yoktur. Sponsor 5105 sayılı yasaya istinaden Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Sponsorluk Yönetmeliği'ne göre gelir vergisini kurum kazancından düşecektir.

Anlaşılacağı üzere sponsor iyi bir pazarlama tekniğini Beşiktaş markasını kullanarak yapacaktır.

Ancak ‘'Beşiktaş COLA TURKA''ismi Beşiktaş'ın marka ve imajının değer kaybına yol açacaktır. Beşiktaş bir markadır. Hem de 100 yılı aşkın bir marka. İstiklal savaşının kazanılmasına kadar uzayan bir marka!

Beşiktaş, bir Kinder Bologna değildir!

Kinder Sürprizlerini yaratanlar, Ailton transferi konusunda da; Rıza Hoca'dan bile transferi gizledik diyerek övünmektedirler!
Bırakın işin teknik taktik- tarafını, takımın içinde Rıza Hocanın saygınlığını ve sağlamak zorunda olduğu disiplini nasıl sarstıklarını acaba hiç düşündüler mi?

32 yaşında hayatının son transferini yaptığını söyleyen Ailton'a 5 Milyonu aşkın Euro verilecekken, 25 yaşındaki Carew'in 7 Milyon Euro'ya satmanın marifet olduğunu sanmak da büyük yanılgıdır.

Carew'i alan Fransız şampiyonu Olimpik Lyon'un Ganalı oyuncusu Michael Essien'i Chelsea'ye 45 Milyon Euro'ya pazarlaması bile bu yanılgı için yeterli bir ipucu değil midir?

 

Konu ile ilgili yazılar

 

Birgün Gazetesinde yayınlanan diğer yazılar